İlerleyen Yaşlarda Sivilce Problemi Görülür mü?

Sivilceler genelde ergenlik dönemi ile özdeşleştirilmiş olsa da aslında belirli bir yaşı, dönemi ya da zamanı olmadığını söyleyebiliriz. Yetişkinlik döneminde görülen sivilce ile ergenlik dönemi sivilcesi, birçok yönden benzer nedenlere ve tedavilere sahiptir. Ancak yetişkinlikte çıkan sivilceleri, diğerlerinden ayıracak bazı özel nitelikleri de olabilir.

1979 yılında yayımlanan bir çalışmada, 18 yaşın üzerindeki yetişkinlerde sivilce probleminin yaygın olduğu ve 40-49 yaş arasındaki kadınların ise %5’inde sivilce problemi yaşandığı görülmüştü (1)

1997 yılına gelindiğinde ise, 25 yaş üzerindeki yetişkinlerde görülen ve yetişkin aknesi olarak isimlendirilen bu problem daha fazla ilgi görmeye başlamıştı ve yine bu yıl yayınlanan bir yayında yetişkin aknesinden muzdarip kişilerin %76’sının ortalama 35,5 yaşında kadınlar olduğu gösterilmişti. Bu kişilerde ağırlıklı olarak inatçı akne problemi görülüyordu ve bu kişilerin yalnızca %18,4’ü hiperandrojenizm değişiklikleri nedeniyle 25 yaşından sonra yetişkin aknesi problemi yaşıyordu (2).

Amerikan Dermatoloji Akademisi'nin yaptığı bir çalışmaya göre, yetişkin kadınların %15'i, sivilce problemiyle uğraşmaya devam etmekte. İlginç olan ise, gençken sivilce problemi yaşamamış olan bireylerin dahi, yetişkinlikte bu sorunla karşılaşma ihtimalinin olması.

New York Mount Sinai Tıp Merkezi’nde dermatoloji profesörü olan Francesca Fusco iki döneme ait sivilceler arasındaki farkı şu şekilde özetliyor: “Yetişkinlik sivilcesi genellikle yüzün alt yarısında görülür, ergenlik sivilcesi ise tipik olarak yüzün üst yarısında bulunur. Yetişkinlik çağlarının sivilcesi de ergenlik sivilcesi kadar derindir ve kist olarak ya da derinin altında, sert nodüller şeklinde görülür. Ergenlik sivilcesinin görünümü ise bundan farklı olarak yüzde bir çıkıntı gibi yüksek durur.” (3)


Yetişkinlik Sivilcesi Neden Çıkar?

Yetişkinlik sivilcesi veya ergenlik sonrası sivilceleri, 25 yaşından sonra görülen sivilceler olarak tanımlayabiliriz. Yaş aralıkları baz alındığında sivilceler farklılaşsalar da hem ergenlik hem de yetişkinlik sivilceleri için ortak sayılabilecek 4 ortak faktör ise şunlardır:

  • Ciltte fazla yağ (sebum) üretimi
  • Gözeneklerin tıkanmasına neden olan yağlı ve yapışkan sebum ile ölü cilt hücreleri
  • Bakteriler
  • Ve iltihaplanma.

    Bunlar, her türde sivilce oluşumunu tetikleyebilecek genel sivilce oluşumu nedenleridir. Bu ortak faktörlerin dışında sivilce, dolaylı etkiler sonucunda da oluşabilir. Hormonlar, genetik yatkınlık, stres ve kadınlarda adet döngüsü, ergenlik sonrası yıllarda sivilceye sebep olan faktörler arasında ön sırada gelenlerdir. Benzer şekilde, cildin yağ üretimini etkileyebilecek makyaj malzemeleri, kullanılan saç ve cilt bakım ürünleri ile yanlış uygulanan cilt bakım rutinleri de sivilce problemini tetikleyen sebepler arasında sayılabilir. Ciltte sivilce oluşumunda bazı kimyasal ilaçların kullanımı da etkili olabilir.


    Saydığımız tüm bu faktörler, doğru uygulanan tedaviler ile iyileştirilebilir. Fakat, sivilce dahil birçok cilt bozukluğu vücudun mevcut işleyişinde bir problem olduğuna işaret ediyor olabilir. Örneğin, saç dökülmesi, aşırı saç çıkması, düzensiz adet döngüleri, sivilceye ek olarak hızlı kilo alımı ya da kilo kaybı veya daha önce sivilce problemi yaşamayan kişilerde ani sivilce artış; polikistik over sendromu veya diğer endokrin bozuklukları gibi kendini doğrudan göstermeyen hastalıkların sinyali olabilir(4).


    Bunlara ek olarak, ciltte başka belirtiler fark edildiğinde mutlaka uzman bir doktora danışılmalı ve gerekli testler ile derinlemesine bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu sayede, aslında sadece basit bir sivilce problemi gibi görünen ciddi sağlık problemlerinin erken teşhisi sağlanabilir.

    Ergenlik Sivilcesi ve Yetişkin Sivilcesi Arasındaki Farklar Nelerdir?

    Yetişkin sivilcesi ile ergenlik sivilcesinin temel farkı yüzde görüldüğü bölgelerdir. Ergenlik sivilcesi genellikle T bölgesinde görülür. Bu bölge, yağ bezlerinin en belirgin olduğu alın ve burun çevresidir. Ergenlik döneminde genetik faktörler ve hormonal değişikliklerle, yağ bezleri yetişkinlerden çok daha fazla yağ salgıladığı için bu dönemde akne gelişimi kolaylaşır.

    Bununla birlikte, yetişkinlerin sivilce problemi yaşaması da hormonal faktörler tarafından tetikleniyor olabilir (5). Yetişkin kadınlarda adet döngüsü, hamilelik ve menopoz ile ilişkili hormonal değişiklikler, erkeklerde ise testosteron seviyelerindeki dalgalanmalar; tipik olarak çene, çene çizgisi ve boyun çevresinde derin nodüller olarak kendini gösterir ve sivilce sayısının artmasına sebep olabilir.

    Stres Sivilce Oluşumunu Tetikler mi?

    Hormonlardaki dalgalanmaların sebebi her zaman fizyolojik değildir. Hormonal değişimler üzerinde stresin etkisi oldukça fazladır. Stres ile başa çıkabilmek için böbrek üstü bezleri kortizol salgılar ve bu durum, sivilce oluşumunda ilk adım olabilir.

    Artan stres sadece sivilce değil, egzama ve sedef hastalığı gibi diğer kronik cilt rahatsızlıklarına da sebep olabilir.

    Stres sivilcesi, diğer sivilce tiplerine nazaran daha rahatsızlık verici bir görünüme sahip olabilir.

    Çevre Kirliliğinin Sivilce Oluşumu Üzerinde Etkisi Var mıdır?

    Şehir hayatında kaçınılmaz olan çevre kirliliği de cildinizi tehdit eden dış faktörlerden birisi olarak sayılabilir. Yaşadığınız şehrin havasında uçuşan onca kir ve toz, gün boyunca yüzünüze yapışabilir.

    Bu nedenle, özel bir cilt bakım rutininiz yoksa dahi her günün sonunda yüzünüzü mutlaka cilt tipinize uygun bir jel ile temizlemeniz, yetişkinlik döneminde sivilceye neden olan faktörlerden birini önlemenize yardımcı olur.

    Sivilce İzleri ve Kızarıklıklar Zamanla Geçer mi?

    Sivilcelerin geride bıraktığı doku hasarları, zaman içerisinde kendi kendilerine iyileşebilir. Ciltte renk değişimi yaşandığı takdirde (iltihap sonrası hiperpigmentasyon), cildin tamamen temizlenip eski haline dönmesi ise birkaç ay sürebilir (6).

    Eğer sivilceden geriye kalan kızarıklık ve izler, sizi rahatsız edecek boyuta ulaştıysa ve uzun süredir geçmiyorsa, konunun uzmanı olan bir dermatoloğa başvurmanız en doğrusu olacaktır.



    “Söz konusu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve tıbbi tavsiye niteliğinde değildir. Lütfen uzman görüşüne başvurunuz”.